| SEVGİLİ GÜNLÜK |
16 Aralık 2006 |
Cızdım..
Hiç oynayasım yok..
Kış da geldi zaten..
Bu sefer ne mimarlık dünyası, ne de bir tasarım faciası derdim...
Geçen gün kafamı kaldırdığımda, kendimi bir an borsacı gibi hissettim..
Hepimizde birer labtop, bağlantı kablolarıyla iletişir olduk..
İlişkiler; msn denen illet olmasa ne yapacaklarını şaşırdılar..
Teknoloji; tüketmeye, daima daha iyisinin geleceğine o kadar inandırdı ki bizi..
O ilerledikçe, biz geriliyoruz.
Sonra da, gesmegerim geriliyoruz..
Tüketmeden yaşayamaz olduk, mekanları,değerleri,insanları.
Paylaşmaya ihtiyaç var, ama vakit yok..
Gözleri bağlı koyun olmuşuz kuzu kuzu..
Saçma bir eğitim sistemine kurbanız.
Kafamdan 'endoplazmikretiklum' ismini atamamanın, ağırlığı var üstümde!
Birilerinin yaptırıp durduğu yanlışları sorgulamakla, çok vakit harcadım nedense!
Yorgun hissediyorum..
Yanımızda duranı fark etmeyecek kadar oyalıyor bizi hayat..
Bana öyle geliyor ki,kendimle bile tanışamadan gideceğim buradan..
Diğerleriyle de..
Oyalanacak o kadar çok iş var ki etrafta, kendimi kaybediyorum bazen..
Arıyorum,cevap geliyor..
Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.lütfen daha sonra.'
Komik evet..
Ama kaybolmayı çok kolay beceriyorum artık..
İçimin sıkıldığını hissettiğimde ise, yapmam gereken işleri savsakladığımı fark ediyorum..
Rolantiden çıkıp, tekrar yola koyuluyorum.
Halbuki; benim, yanıma üç şey bile almadan ıssız bir adaya düşesim var .
Günün birinde tüm bu koşuşturma dışarıda şıkır şıkır işlerken,
aynaya baktığımda, bir hayatın boşa gitmediğine beni inandıracak bir şeyler bulamazsam,
'geçmiş olsun' u temsil eden, bir bardak soğuk suyun yerine,
koyu bir kahve içerim umarım!
Öyle ya;insanın tek umudu, karamsarlığı olabiliyor bazen.
|