> Perspektif
> Dialog
> Etkinlik Analizi


Bölüm Editörü
Uğur Şeker



  Mimar Feed











 
Zeynep Ademoğlu
 
zeynep_ademoglu@yahoo.com


TRAFİKSTAN 28 Kasım 2006

"İstan" Farsçadan gelme bir son ek olup bir topluluğun yerleştiği yer olarak kullanılmaktadır dilimizde de. Türkmenistan, Macaristan, Ermenistan. gibi. Trafikstan derken ise, her ne kadar bir toplum ya da topluluğu kast etmiyor olsam da, sonuç olarak ülkemizde, özellikle de İstanbulda, kentleşmenin, buna bağlı olarak da aşırı nüfus yoğunluğunun getirdiği başlıca toplumsal sıkıntılardan biri olan trafik sorunun, ironik bir yaklaşımla, artık günlük yaşamımıza ne kadar da yerleşmiş olduğunu, hatta yaşantımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmek istedim.

Asıl üzerinde durmak istediğim konu ise, trafiğin birey bazında, bir yerden bir yere ulaşmaya çabalarken kaybettiğimiz zaman, soluduğumuz toz - duman, gürültü gibi çevresel kirlilikler; bunlara paralel olarak da ortaya çıkan stres, yorgunluk ve beraberinde gelen psikolojik bozukluklar gibi olumsuz etkilerinin yanı sıra, sadece bu kadarla sınırlı kalmayıp, aslında toplumsal açıdan yozlaşmamızda da, azımsanamayacak derecede etkili olduğudur.

Hızla hızlanmakta olan dünyamız ve günümüz teknolojisinin, bize kazandırdığı zamanı bazı konularda fazlasıyla geri aldığının güzel bir örneği olduğu kanısındayım trafik sorununun. (En azından teknolojinin tam anlamıyla kullanılmasının çeşitli engellere takıldığı bazı durumlarda: ekonomi, bilgiye sahip iş gücü yetersizliği, vs.) Ve de bu zaman yetersizliği sonucunda, yeni bir yaşam tarzı oluşmuş gibi görünüyor: evden işe - işten eve yaşam tarzı. Böyle bir kavram muhtemeldir ki çok daha önceleri de vardı, ebeveynlerimizin döneminde, hatta belki de çok daha eskilerde. Ancak, bunun bir yaşam tarzı olarak yerini almasının, bizim gençlik yıllarımızın da tekabül ettiği şimdiki zamanı bulduğunu düşünüyorum. Bizden bir veya birkaç önceki jenerasyonlar tüm boş zamanlarını olmasa bile, en azından haftanın bir gününü dinlenmek, sosyalleşmek, gezmek, görmek, eğlenmek, öğrenmek gibi kültürlerini artırabilecekleri ve vizyonlarını genişletebilecekleri 'ev dışı' faaliyetlere ayırırlarken (ve de büyük bir ihtimalle bunları yapmak için daha çok zamanları, paraları ve daha önemlisi enerjileri varken) ; günümüzde hafta içi günlerini - doğal olarak - çalışarak, hafta sonlarını ise evlerinde uyuyarak, televizyon seyrederek ya da bilgisayar başında geçiyor büyük bir çoğunluk.

Böyle bir durumda da tek bir yol kalıyor geriye, iş arkadaşlarımız, patronlarımız, hocalarımız ya da ailemiz dışındaki insanlarla, yani yabancı insanlarla da uzun süre birlikte aynı ortamda bulunabileceğimiz ki bu da, duraklar, otobüsler, trenler, metrolar, vapurlar, vs. şeklinde sıralayabileceğimiz ulaşım hatları oluyor. Üstelik bir de bu ulaşım hatlarında insanlara sağlanan olanakların yetersizliğini ve kötü koşullarını da hesaba katarsak, oluşmuş olduğunu varsaydığım yaşam tarzının yanında toplumsal yozlaşmamızın da haklılığı, en azından normalliği anlaşılmaz olmaktan çıkıyor. Aslında yozlaşmadan bahsederken, bu kelimeyi ne kadar yerinde kullandığım konusunda bazı endişelerim olmakla beraber, kast ettiğim şey git gide hem kendimize hem de toplumumuza karşı yabancılaşarak, bazı kültürel değerlerimizi yitiriyor oluşumuz. Örneğin benim aklımda (son zamanlarda her ne kadar değişim gösteriyor olsalar da), Türk toplumun genel özelliklerine dair - ilkokuldan beri bize söylenegelen - yabancıların bile böyle olduğuna kanaat getirdikleri hatta hatta özendikleri bazı davranış biçimleri kalmış. Türk insanlarının misafirperverliği, yardımseverliği gibi. Bunun trafik ya da ulaşımla olan alakasını düşündüğümüzdeyse şöyle bir bağlantı kurulabilir: evet belki turistlere karşı çok yardım sever ve nazik olabiliyoruz ancak herhangi bir toplu taşıma aracında, karşımızda can çekişmekte olan bir engelli ya da yaşlıya kalkıp yer vermekte çok aciz de kalabiliyoruz kimi zaman. Otobüslerde önümüzdeki insanı itiyoruz, dirsek atıyoruz, bizi rahatsız eden en ufak bir olayda karşımızdakinin hiç tanımadığımız bir insan olduğunu unutarak tüm önyargımızı kuşanıp, hiç de ağza alınmayacak sözler sarf edebiliyoruz.

Tabi bunlar genellemeler olup, aynı zamanda, çok klişe ya da düşünmeye zaman ayıramayacağımız, hayatımızın gereksiz detayları gibi görünse de, asıl sorun tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Bahsettiğim şeyler gerçekten de küçük birer örnek olabilir ancak bunun gibi daha birçok konu artık çoğu kişiye önemsiz, dahası normal gelmeye başlıyor. Ve sonuç: birbirlerine ne saygı ne de sevgi duyan, ne de yaşadığı yeri ya da ülkeyi sahiplenen, ancak kitaplara baktığımızda yine de millet diye tanımlanan insan topluluğu. Ancak, zaman zaman iç dünyamızdan ve tüm günlük yoğunluklarımızdan uzaklaşıp, bir şeylerin yanlış olduğunu hissedip, bir suçlu aramaya kalkışırsak eğer; bunlar insanlar yani halk olmayacaktır. Herkes öncelikle kendisini ve yakın çevresini düşünür, onlar için endişelenir. Toplumun geri kalan kısmına ne kadar duyarlı davranıldığı ise insanlara sunulan olanaklarla ilintilidir. İyi ya da kötü bu olanakları sunan da elbette ki yönetimdir.

'Toplumsal olarak yozlaşmak' meselesini kalkıp da tamamen trafik sorununa bağlamak elbette ki komik olur. Zaten amacım da bu değil. Ancak yine de daha önce de bahsettiğim gibi, meslek, sınıf, cinsiyet, yaş gözetmeksizin hepimiz için bir problem, bazı insanlar için bir sosyalleşme aracı olan trafik olgusunda, toplumun genelinde yaşadığımız daha büyük yozlaşma problemlerinin yansımalarının mikro ölçekte görülebileceğini düşünüyorum. İnsani özelliklerin kaybedilmesine neden olmayacak, modern koşullara sahip olunduğunda ise tüm bu sorunlar önemli ölçüde ortadan kalkacaktır.

 


  Taskisla.net'in gelişimi için siz ziyaretçilerimizin yorumları çok değerli.
Lütfen aşağıdaki formu kullanarak yazı hakkındaki fikir/eleştirinizi
taskisla.net ekibine ve yazara gönderiniz.

Ad Soyad: E-Mail: 
Yorum:
 
   

Yukarı  |  Önceki Sayfa




Best viewed in 1024*768 resolution. Click here to learn what resolution you're using.

advancity