Şimdi 4 kocaman-minnacık sene de bitti ya, hani şimdi, ben değil ama tanıdığım, tanıştığım bir sürü insan terk ediyor ya şu otu, çimi, suyu, taşı, ahşabı, şu kışlayı. düşündüm ki, yaşadığımız bu yıllara, o yılları birlikte geçirdiğimiz insanlara ve eskittiğimiz şu sıralara bir küçük saygı gösterisi olsun diye bir DURMAK bir DÜŞÜNMEK lazım sanırım, çünkü ben, şahsen, unuttum bu iki eylemi gerçekleştirmeyi uzun bir zaman önce.
"Zaman" denen o şey değişti çünkü.
Herşeyin bizim için konserve edilip önümüze sunulduğu o lise döneminde pek de anlamamışım zamanın geçen, giden, uçan bir tozlar topluluğu olduğunu. Çünkü kaybolmamışım içinde o bulutun; beni sürüklememiş kendini de alıp götüren rüzgarıyla. Çünkü biliyormuşum kendimi, yarınımı, bir hafta sonrasını. Son güne kadar sarkacak bir projem olmamış teslim edilecek ya da iki tane belge için defalarca kat edeceğim mesafeler... Herşey daha kolaymış ve ben bu kolaylık içindeyken, kalabilmişim olduğum yerde.
"Zaman" :
Mesela 1 ay denilen, 30 gün, 720 saat, 43,200 dakika, 2,592,000 saniye diye nitelendirilen, bilimsel olarak gayet de açıkça anlatılabilen bir sürenin "göreceli" hale geldiği başka bir dönem olmamış hayatımda. Ve 1 hafta gibi geçen bu 1'er aylar toplanınca , koca üniversite dönemim birkaç ayda bitivermiş aslında.
Bu yıllar ise şöyle geçmiş sırasıyla:
1. sınıf başı: "burası neresi? Pardon ismin ne?"
2. sınıf başı: "abi, bizden de yeni insanlar var burda!"
3. sınıf başı: "allahallah, bu birinci sınıflar ne kadar da küçükler."
4. sınıf 2. dönem: "niye tanıdık kimse yok ortabahçede?"
Ve şimdi yıllık yazısı yazıyoruz arkadaşlarımıza. 4 sene öncesine göre çok farklı. Herkes aynı şeyi söylüyor. Çok garip, saçma, çok üşeniyorum, bu kadar işin arasında.
Çünkü zaman yok düşünmeye işte. çünkü yaşıyoruz işte. hayat böyle sanırım. yaşayıp gidiyoruz zamanın bizi götürdüğü yerlere farkında bile olmadan.
Yıllık yazılarını yazarken belki de yine zamanın bana katkıları yüzünden "yıllık yazısının" ne anlama geldiğini fark ettim. Bilmem kaç kelimeyle, bir paragrafı geçmeyecek bilmem kaç tane cümleyle "özet" yapmamız isteniyordu. Hakkında aslında çok şey bildiğin o insan hakkında, bütün yaşadıklarını sıkıştırman ve güzelce bir kompozisyon haline getirmen bekleniyordu. Zorlandım, çünkü ben o anları, o an bitmezcesine yaşamıştım belki ama bitivermişti ve hatırlamak zordu. Çok iyi, çok kötü, çok duygulu, çok eğlenceli zamanlar geçirdiğimden emindim ama Allah'ım neydi, nasıldı neredeydi? Bilemiyordum, yazmak, anlatmak istiyordum, gelmiyordu bir türlü kalemimin ucuna.
Ne yapmıştı bu zaman bize?
Çok mu abarttım acaba? Kendimi yalanlamak olacak biraz ama, aslında sanırım hem çok şey hatırlıyorum hem de birçok şeyi hatırlamıyorum. Hala yüzümde birçok tebessüm oluşuyor geçmişten bir şey nüksediverdiği zaman. Tek fark ise şimdi eski fotoğraflara ihtiyaç duyuluyor bu tebessümler için. O fotoğraflarda kaybolurken bir bakıyorum iki-üç sene öncesine geri dönüvermişim.
Sanırım bu olağan bir süreç. Hatırlamalar azalacak belki, belki o fotoğrafın ne zamana ait olduğu unutulacak ama o his hep orada kalacak.
İçimde kalan bu his, bu genel ve özet his ise
Mutluluk...
|