| BEN, BUGÜN MEZUN OLDUM ... |
19 Mart 2006 |
Yanlışın, doğrunun, güzelin, çirkinin, tümdengelimin, tümevarımın iç içe olduğu her an gibi bu an da sürükleniyor bilinmeze. Acaba her bilinmez gerçekten adı üzerinde bilinmeyen midir yoksa beklenenin göz ardı edilerek yorumsuzluğa hatta fikirsizliğe itilmesi midir? Bu çelişkiyi bir çok durum için düşünür oldum ne zamandır. Ben, gün geldi mimar oldum.
O, kimilerine mahsus sonsuz güvenin aksine bir çok korkularımla beraber aldım bana sunulan parafı. Düşündüm; aslında sadece bugün değil ama bugüne kadar sormadığım sorular da varmış demek. Bir şeyler bitince insan ucundan yakalamak, kaçırmamak adına sorularını fazlalaştırıyor sanırım. Bir şeyler bitti bugün, okul hayatı geride kaldı. Dün ne idim, bugün neyi yaşıyorum? Bugün dünden çok farklı değil büyük ihtimal, çünkü değişen hiç bir şey yok, belki biraz daha korku. Ben öğrenciyken elimden geldiğince üzerime düşen görevleri yapmaya çalıştım. Bana sunulanın sınırlarını zorlamaya çalıştım, ama göz ardı ettiğim noktalar da varmış, bugün daha iyi gördüğüm. Ben güvenimin yanında korkularımı da yaratmışım mesleki öğrenimim sırasında. Bugün korkularımı gözden geçirmek istiyorum.
Türkiyede'ki mimarlık eğitimi nasıl veriliyor? Üniversite sınavına giren öğrenciler aldıkları puanlara göre belli okullara yerleştiriliyorlar, mimarlık lisans eğitimleri süresince teorik dersler alıyorlar. Bunun yanında, örneğin bizim okulda olduğu gibi, 72 gün (bu süre diğer okullara göre değişebilir) uygulamaya dönük olarak staj zorunluluğuna tabi tutularak, çalıştıkları günlerin raporlarını yazma sorumluluğu altına giriyorlar. Lisans diplomasını alan öğrenci, isterse 2 yıl yüksek lisansını yapıp yüksek mimar olabiliyor. Sistem bu haliyle işliyor gözüküyor, kimilerinin göstermelik yaptığı stajların dışında. Çünkü sistem kendi içinde buna göz yumabiliyor.
Bunun dışında gerçekten isteyerek ve uğraşılarak yapılan stajlara bakalım.. Sadece 72 iş günü bizim için ne ifade ediyor, ne kadar yararlanıyoruz, gerçek hayatla ne kadar yüzleşebiliyoruz? Bence sadece korkuyu öğreniyoruz. Çünkü gerçek hayat diye ayırt ettiğimiz bir kavramla yüzleşiyoruz. Biz okulda ütopyalar denizinde mi yüzüyoruz? Sistemin amacı kesinlikle bu olmasa gerek. Sadece mimarlık disiplinini öğrendiğim 4 yıl, benim mesleki hayatıma neler getirir ve neler götürür?, bu sürenin uzatılması gerekir mi? Masaya yatırmak gerekirse, bu sürenin daha fazla uzatılması taraftarı değilim. Bugün ne öğrendiysem teorik olarak, süre uzatıldığında daha çok öğreneceğimi düşünmüyorum. Uygulamaya yönelik staj sürelerinin uzatılarak eğitim süresinin uzatılması daha mantıklı ama yine de bu sürenin nasıl belirlendiği konusunda tereddütlerim var. Örneğin İngiltere'de staj süresi 2 yıl diye biliyorum. Bu sisteme de aynı gözle bakarsak, mimar olabilmek için 2 yıl staj yapmak da çok bir şey ifade etmez ki... Eskiden 5 yıl olan mimarlık eğitiminin, 4 yıla düşürülmesinin öncelikli amacı öğrencinin okul dışında çalışabilme olanağını ona sunmak içindi diye okuduk şimdiye kadar. Kaçımız bunun üstesinden gelebiliriz tartışılır; çünkü mimarlık eğitimi ne kadar azaltılırsa azaltılsın yine de üzerine çok çalışılması düşünülmesi gereken ,bir çalışma. Bunun dışında süreyi daha ekonomik kullanıp başka yerlerde çalışmak öğrenci için zorlayıcı ama hiç şüphesiz yararlı olacak bir uygulamadır. Tüm bunları eğitimini 4 yılda tamamlaması olası öğrenciler için konuşuyorum.
Dediğim gibi korkularım var... Gerçek hayat tabiriyle karşılaştığımdan beri mimarlık eğitimi üzerine yapılan tartışmaları dinledikçe korkum kimi zaman hayal kırıklıklarına dönüştü. Diploma almamızı hak olarak gören ve bizi mimar kimliğine layık gören hocalarımızın aslında bize inanmadıklarını gördüm bazen. Hep bir suçlu arayışı içinde olma, çözüm üretememe ve çoğu şeye olumsuz eleştilerde bulunma durumunda olan mimarlık ailesi fertleri neden hala inanmadıkları işi yapıyorlar? Gençlerin önü tecrübesizlik ile kesiliyor ya da aldığı eğitimin aksine sadece teknik eleman gibi çalıştırılıyor ise yanlış nerede? Mimarlık eğitimi alan bireyin üzerinde büyük bir sorumluluk var. Öncelikle biz bunun farkında olmalıyılız. Bir mimarlık öğrencisi sürekli nasıllarla yaşamalıdır. Bakmalıdır; araştırmalıdır; bir çok yayın takip etmelidir; uygulamaya dönük çalışmalıdır; zamanını kontrol etmeyi bilmeli ve planlı olmalıdır. Biz üzerimize düşenleri hakkıyla yerine getirelim ki mimarlık ailesinin diğer fertleri de başka gözlerle görsünler artık. Her zaman gerçeği bulmak uğruna doğrular, yanlışlar tartışılmalıdır; çelişkiler izlenmelidir yeter ki kör döngü içine düşmemek için farkındalığımızı yitirmeyelim.
Herkes kendi seçimleri ile yaşar. Sen, bugün mimar olmayı seçtin ve o ağırlığın altına girmek için uğraşıyor isen, tüm gövdenle uğraşacaksın. İnanmıyor isen, inanmak için çözüm bulacaksın. Unutmamak gerekir ki, bu sosyal sorumluluk zorluğunun yanında insana hep huzur verir.
|