Bölüm Editörü
Sedat Bayrak



  Mimar Feed











 
Hasan Cenk Dereli
 
http://pembenoktalaryesilcizgiler.blogspot.com | c.dereli@gmail.com

ANTİSTANBUL 21 Ocak 2006

Beni biraz tanıyanlar bilirler. Ben İstanbul'u pek sevmem.
Ben İzmirliyim.

İstanbul;
Seçici bir şekilde gezildiğinde insana güzel manzaralar verir şehir. Aklı tarih içinde koşturtur, akıl parıltılı hayaller, efsaneler, hikayeler arasında kaybolur. Garip bir sarhoşluk, insanın algısını bulanıklaştırır. Ama ne yazık ki İstanbul ile kurulan ilişki hep anımsana ve "nerde o eski ramazanlar" tadında bir ahlayıp vahlama düzeyindedir. Bienal, festivaller vb. "yeni" etkinlikler bu nostaljinin daima biraz gerisinde kalırlar.

Tüm bu "eski zaman" güzelliklerinin gerisinde, bu perdenin arkasında İstanbul kavrulur. Suç, trafik vs... Bunlar her metropolün ortak dertleri olabilir ama tüm ülkeyi sömüren, sosyal ve ekonomik farklılıkların en keskin şekilde görülebildiği bir platform, neredeyse her kesimden düşüncelere ama özellikle de yobazlara kale olmak, sanırım her metropole nasip olan nitelikler değildir. (yeni konut projeleri, milyar dolarlık yatırımlar, ağızları sulandıran rant vs.)

Ortada bir kabuk var, herkesin sevdiği tarafına baktığı; içinde ise garip birşeylerin olduğu. Aslında bu kabuk ve iç durumunu " Organize İşler" filmi güzel bir şekilde gösteriyor. Sarhoş edici güzellikteki İstanbul manzaralarından sonra, kamera şehrin içine girdikçe, yukardan aşağıya indikçe, şehrin damarlarında akan kanın ne kadar hızlı aktığı, akarken ne taşıdığı, neyle beslenip neyi atık olarak dışarı attığı, şehri yaşatan unsurların neredeyse tümü, sadeleştirilip ve belki de çokca evcilleştirilip gösteriliyor. Evcilleştirilerek, çünkü gerçekte durum daha vahşi. Herkes biliyor.

Yanlış anlamayım, büyük şehri, şehrin kaosunu, yaşam biçimini severim. Bahsettiğim şeyler biraz daha farklı. Sanırım farkındasınız.

Herkesin şikayet ettiği, çürük, kemirgen; hayatın tokatını yemiş bir hayat kadınının insanlardan öc alması gibi, İstanbul bizi süründürüyor.

Peki ya geldiğimiz yerlerde, ya da hiç gitmediğimiz yerlerde neler oluyor?

Oralara kimler bakıyor?

 "A bak ne güzel yerler, ne güzel şeyler de varmış" dedirten, bizi hep uzaktan bakmaya mahkum eden İstanbul televizyonlarının programlarının süzgecinden mi bakıyor herkes, geldikleri yere ya da hiç gitmedikleri yerlere?

Dışarda (içerde) neler oluyor?

Bu özellikle olumsuzlayan, özellikle olumsuza odaklanmış bir yazı. Var olan güzellikleri bir an için kapatıp, mideleri bulandırtmak ve de aklı çalıştırtmak için yazılmış bir yazı. Tepki doğurtmak, saksıları azıcık çalıştırtmak için... (tabi bu gerçekler, alıştığımız bu işkence taşkışla sakinlerinde hala tepki doğurtabilirse)

(tepkileri duymak isterim...e posta adresime kusun; geçmiş olsun...)


Yazarın tüm yazıları  |  Yukarı  |  Önceki Sayfa




Best viewed in 1024*768 resolution. Click here to learn what resolution you're using.

advancity